2 Ekim 2009 Cuma
Sen Dönmeden Uyumam (18.Bölüm)
yalın-sen dönmeden uyumam bu gece
Yükleyen RavynCorey. - Video klipler, sanatçı röportajları, konserler ve çok daha fazlası.
Bu Cuma akşamı Fehmi Albay'lara yemeğe davetli Özden... Biraz erken gidip yardım etmek istedi, yemek yapmayı da özlemişti... Evde üstünü değiştirir değiştirmez lojmana doğru yola çıktı bu yüzden.
Kapıyı Sevda açtı ona, görür görmez sevinçle sarıldı. Özden ayakkabılarını çıkardı, ellerindekileri uzatıp"Ne haber ufaklık?" dedi.
"Ufaklık dememelisin bana, büyüdüm ben."
"Benden ufak olduğun gerçeğini değiştirmiyor bu ama..."
Özden'i bir abla olarak benimsemişti Sevda, o akşamdan sonra daha çok konuşmuşlar, yakınlaşmışlardı...
Mutfaktan Ülker Hanım'ın sesi geliyordu;
"Hoşgeldin canım, biz de hazırlıklara başlamıştık..."
"Hoşbulduk, ben de yardım ederim diye düşünmüştüm."
"Ne iyi ettin erken gelmekle."
Antreden geçerken bir yandan da "Bir evi yuva yapan nedir acaba?" diye düşünüyordu, annesinin evindeki sıcaklık gibi; sorunun cevabı eşyalar, mobilyalar değil, elle tutulur bir kanıtı yok bunun, hissedilen bir şey, yaşanmışlık, anılar, bir ailenin sıcaklığı... Belki mutfaktan gelen kokular, sağda solda fotoğraflar...
"Bana önlük yok mu?"
"Olmaz olur mu, tezgahın yanında"
Saçları at kuyruğu, baskılı bir tişört ve batik bir hırkayla kot pantolon giymiş, bu kızın bir üniversite öğrencisinden farkı yok gibi... Ülker Hanım bu kızı diğer Özden'den daha sıcak buluyor, belli ki daha anlaşılır...
Özden, değerlendirilediğinden bihaber, önlüğü takarken eşikte duran kıza gülümsedi, ellerini açmak istercesine parmaklarını çıtlatıyor bir yandan da,
"Ufaklık, gözlemci sıfatıyla katılmak yok öyle, gel bakalım" diyordu.
Sevda şaşkınlık içindeydi, "Özden Abla, yemek mi yapacaksın?"
"Ne oldu ufaklık, çok mu beceriksiz görünüyorum?"
"Hayır, ben sadece seni hiç mutfakta düşünmedim de..." Genç kızın içtenlikle bakan gözlerinden hiç bir art niyet okunmuyordu.
"Elbette yaparım, hatta çok severim, ama burada sadece kendim için yemek yapmak bana hiç çekici gelmiyor..."
Ülker Hanım lafa karıştı aradan," Haklısın Özden'cim" dedi, "İnsanın tek başına oturacağı bir sofraya hiç özen gösteresi gelmiyor, eline sağlık denmedikten sonra..." diye devam etti.
Sevda tezgaha dayanmış, annesini ve Özden'i izlerken bir yandan da ona söylenenleri yapıyordu; yakınmak aklına gelmemişti hiç...
Özden ise "yorulma" uyarılarına aldırmıyordu, annesiyle mutfaktaki zamanlarını hatırlıyordu burada, beraber ne kadar çok eğlenirlerdi yemek yaparlarken...
Refik ve Fehmi Albay mesai bitiminde yemeğe geleceklerdi. Saatler su gibi akıp gidiyordu, bir yandan onlara üniversite yıllarındaki keyifli anılarını anlatıyor bir yandan da başka şehirlerdeki maceralarını dinliyordu, ruhunu dinlendiriyordu adeta, bu sıcakkanlı insanların yanında kendi gibi oluyor, hiç bir maskeye gerek kalmaksızın sohbet etmenin keyfini çıkarıyordu.
"Mmmm çorba müthiş" dedi Sevda kaşığı tezgaha bırakırken,
"Hain, demek son ana dek inanmıyordun" diye gözlerini kısarak baktı ona Özden,
"Şimdiye kadar annemin çorbasından güzeline rastlamamıştım"
İşte şimdi hata yapmıştı, "Demek şimdiye kadar" dedi Ülker Hanım'ın sesi arkadan,
Sevda ellerini kaldırdı havaya ve "Pes ediyorum, iki ateş arasında kaldım" dedi...
Mutfak, başka bir evren, kadınların gizli mabedi... Belki bu yüzden Sevda onu burada görünce şaşırdı. Yemek yapmakla ilgili değil bu, demek ki; mutfakta oluşan bir figürle ilgili, "kadınlık yetenekleri" denen şeyler var ve Özden bundan bihaber muhtemelen, onun için erkek çocuklarıyla daha rahat oynayan, hiç hatıra defteri tutmayan bir kız oldu. Kızsal meselelere küçümsercesine baktı, 3 kadından fazlasıyla kalamadı aynı ortamda 45 dakika...
Kafasını salladı gülümseyerek, bu mutfakta onu yumuşatan birşeyler vardı muhakkak...
Sofra hazırlanırken telaş başladı. Ülker Hanım üzerini değiştirmişti.
Börek mutfak masasının üzerindeydi, yemekler pişmiş, çatal kaşıklar sofra üzerindeki yerlerini almıştı. Eserlerine gururla bakarken çalan telefon ziliyle irkildiler...
Kısa cevaplarla cevap veren Ülker Hanım'ın yüzü asılmıştı, telefonu kapatırken onlara döndü, "Geç geleceklermiş" dedi sıkıntıyla... Bir yandan da sofraya bakıyordu. "Siz bizi beklemeyin dedi Fehmi" diye ekledi.
Bütün neşeleri sönmüştü bir anda, Ülker Hanım söylemese de endişeli olduğu belliydi. Güzelim sofra şimdi hiç bir anlam ifade etmiyordu onlar için. Kimse yemek yemeyi teklif etmedi birbirine... Koltuklara oturmuşlardı.
"Ben kalkayım o zaman." diye ayaklanınca Özden, "Ben bir çay koyayım" dedi Ülker Hanım, iki elini birden tutarak, "Bu gece burada kal, belki erken gelirler..." dedi umutsuzca, yalnız kalmak istemeyen birinin bakışlarını çok iyi bilirdi genç kız, anlayışla başını salladı, "Tamam o zaman, çay içelim" dedi.
Umutlarını yitirmek istemiyormuş gibi sofrayı toplamaya cesaret edemediler. Yanından usulca geçip mutfağa süzüldüler. Çay bardaklarını üstteki tezgahtan alırken Ülker Hanım, bir yandan da Sevda'nın morali bozulmasın diye neşeli görünmeye çalışıyordu.
Babasını göremeyecek her çocuk, sızlanabilir, normaldir bu. Ama bu gece ,bu ev farklı...
Farklıydı elbette, bir muhasebecinin eve geç kalacağını bildirmesi gibi değildi bu akşam gelen telefon. Ülker Hanım yıllardır her türlü tınısını bilirdi kocasının sesinin, zamanla öğrenmişti bir kelimeden onlarca cümle okumayı. Bir kısmını duyup bazılarına kulak tıkamayı...
İlk çaylarını mutfakta içmek istediler, uğursuz sofradan uzak durmak için belki de...
Sevda çayı alıp odasına geçmiş, annesinin eline tutuşturduğu tabağı çalışma masasına bırakıp sıkıntıyla bir kitaba gömülmüştü. Onun yalnız kalma isteğine saygı duymuş, daha rahat konuşma fırsatı buldukları için itiraz etmemişlerdi onlar da..."Alıştım sanıyorum ama her defasında üzülmekten alıkoyamıyorum kendimi" diye itiraf etti Ülker Hanım. Bir yandan da ona karşı mahcup olmaktan dolayı üzülüyordu.
Özden sakince oturuyordu,"Zor mu?" dedi. Karşısındakini konuşturmak için, anlamak istercesine.
"Zor olmaz mı? İlk şarkta hamileydim ben Sevda'ya... Ailemin yanında kalmam için ısrar etse de Fehmi, ben itiraz ettim. Senden uzakta kalamam dedim, çaresiz kabul etti ama yalnız kalıyorum diye üzülüyordu. Yalnız da kalmadım üstelik, diğer asker eşleri de vardı yanımda, hep beraberdik..."
Karşısındaki kadının gençliğini düşünüyordu şimdi Özden, Fehmi Albay da gençti o zamanlar muhakkak, düğün resimleri vardı salonda, o karede gülümseyen yüzlerini düşündü Özden.
Ülker Hanım bunu anlamış gibi,
"Evlenme teklif ederken nasıl ciddiydi anlatamam, bana karşılaşacağımız zorlukları anlatırken bir yandan da vazgeçmemden korkar gibiydi..." dedi, "Ben Sakarya'lıyım, bir ailenin bir kızıydım. Aynı mahallede büyüdük, sonra o okula gitti tabii, ama hiç kopmadık"
Demek bir çocukluk aşkı; hiç düşünmemişti bunu...Hikayeyi dinlemeye hazırlanırcasına elleriyle yüzünü avuçlamış, dirseklerini dizlerine dayamıştı sandalyenin üzerinde...
"O zaman ailenizi ikna etmek zor olmuştur"
"Zor oldu tabii, diyar diyar gezeceksin dediler, Ev taşımaktan eskiyecek eşyaların dediler. Gecesi gündüzü olmaz dediler. Ama ben hepsine karşı durdum, evleneceğim dedim, razı oldular mecburen..."
Özden bu güzel anıların büyüsüne kaptırmıştı kendisini, meraklı bir çocuk gibi ışıldıyordu gözleri şimdi. "Hepsinde de haklı çıktılar" dedi Ülker Hanım. "Her taşınmadan sonra hasar tespiti yapardık, kaç tabak kırılmış, hangi eşyalar kullanılamaz hale gelmiş..."
Kadının samimiyetine güvenerek, "Pişman mısınız?" dedi Özden. Sonra belki de haddimi aştım diye düşünüp üzüldü.
Oysa Ülker Hanım diğer asker eşlerinden çok farklıydı, sakin, rahat, içten tavırları; kompleksiz kişiliği, mütevazilikten doğan bir asaleti vardı... Belki de bunu sezdiği için bu kadar rahattı onun yanında.
"Pişman olur muyum hiç." gülümsedi Ülker Hanım, "Beraber zorluklara göğüs germek gibisi yoktur. Evliliğin değeri başka nasıl anlaşılır? Şimdi bir daha düşünme şansım olsa, yine evet derdim."
Kararlılığından şüphe yoktu, çektiği tüm sıkıntılara rağmen mutlu olduğu belliydi...
"Evet, yıldönümlerimizde yalnız kaldığım oldu; her seferinde yeni bir çevreye uyum sağlarken çektiğimiz sıkıntıları anlatamam... Lojmanların o dar, kapalı çevresinde boğulduğum da oldu. Bunlar kendi adıma söylediklerim, onun gelemediği geceler aklımdan geçenlere ne demeli.." sesi yavaşlıyordu.
"Endişelerinizi nasıl yendiniz?"
"Hiç geçmediler canım, sadece onlarla yaşamaya alıştım, bir zaman sonra Fehmi'ye belli etmemenin en doğrusu olduğunu fark ettim; düşündüm ve onun aklının bende kalmasının daha kötü sonuçlara yol açabileceğini anladım. O dönmeden uyuyamazdım hiç mesela, koltuklarda uyuyakalırdım ya da. Ama eve geldiğinde ya uyumuş ya da uykudan kalkmış gibi davrandım. Onun için uykusuz kaldığımı düşünmesin istedim..." dedi.
"Akıllıca"
"Haklısın, ama yine de çok zor oldu. Kendi adıma değil ama Sevda adına çok üzüldüm sonra. Arkadaş çevresi sürekli değiştiği için tam alıştığında taşımak zorunda kalıyorduk, yeni bir okul, yeni öğretmenler, yeni bir çevre. Bunu ona yaşatmaya hakkımız olmadığını düşünüp vicdan azabı yaşadığım da olmuştur. Ama elimden birşey gelmiyor."
"Yine de ona en iyisini vermeye çalışıyorsunuz."
"Burada nasıl bunaldığının farkındayım, bir genç kız olarak bir çok şeyden mahrum. Bizden uzakta, annemlerin yanında kalmayı da istemiyor. Huzursuzluğunun farkındayım, sadece ergenlikten dolayı değil asilikleri. Başkaldırmaya çalışıyor"
"Biliyorum"
"O akşam seninle konuştuktan sonra hayli değişti, uyum sağlamak için çaba göstermeye başladı, teşekkür ederim"
"Hiç önemli değil..."
"Sen harika bir anne olurdun, biliyor musun?"
Bir iltifattı belki, ya da bir tespit. Ama Özden'in içini yaktı, küçük bir kıvılcım gibi. Cevap veremedi...
"Özden, hiç düşünmedin mi?"
"Neyi?"
"Evlenmeyi?"
Ne cevap verebilir ki bu soruya? "Düşündüm" dese bir türlü, "Düşünmedim" dese diğer türlü... Susmayı tercih etmese de kararsızlığı böyle bir izlenim verdi.
"İstemediğin bir konuyu mu açtım?"
"Hayır, elbette" diye rahatlatmaya çalıştı karşısındaki kadını, sonra düşüncelerini toparladı.
"Olmadı..." dedi. Bir çok anlama gelebilirdi bu cevap. Biraz daha açıklama yapmak istedi. "Birisi vardı, ama bitti, olmadı..."
"Hayırlısı"
Gülümsetti onu bu cevap, kendi de ne çok söylerdi bu sözü, bunaldığında... Derin nefesler alır ve aynı sözü söylerdi kendisine, "Hayırlısı olsun" derdi. Bir tevekkül içinde, teslimiyet içinde, olanın hayırlı olduğunu düşünmek isterdi...
"Peki başka biri? Olmayacak mı?"
Başka biri var mı demiyor, olmayacak mı diyor, sezgileri güçlü annelerle konuşmayalı ne kadar uzun zaman olmuş, bir tane de bende var halbuki...
Ülker Hanım geceden yararlanıyor, hem kızın açılmasını sağlamaya çalışıyor hem de kafasındaki sorulara yanıt arıyordu. Her ikisinin endişelerini uzaklaştırmaya da yarıyordu bu sohbet. Yine de köşeye sıkıştırmış gibi görünmek istemedi, çayları tazelemek için kalktı...
Özden'e başka bir konu açması için fırsat yaratmıştı. Ama döndüğünde genç kızın düşüncelere daldığını gördü...
Özden, "Sizce başka biri olabilir mi?" dedi. Sorularında ima yoktu.
"Neden olmasın, sevme yeteneğini kaybettiğini mi düşünüyorsun?"
"Sadece yeteneğimi değil, cesaretimi de belki.."
İlk kez düşünüyordu sanki, keskin sınırları yumuşuyordu, belki bu ev onu böyle savunmasız bırakmıştı, belki de karşısındaki kadın, bilmiyordu. Ankara'dan ayrıldığı gibi değildi artık ama nedenini anlayamıyordu.
İki liseli kız gibilerdi şimdi, Sevda müziği açmıştı odasında, evde onları duyabilecek kimse yoktu ama fısıldaşıyorlardı, birbirlerine okuldan bahseder gibi...
"Gördüğüm en cesur kadınlardan birisin..."
"Bu öyle birşey değil"
"Tam da öyle birşey, ilk düştüğünde yürümekten vazgeçtin mi? Sanmıyorum. İlk zorlukta buradan kaçmadın da..."
"Ben ne istediğimi bilmiyorum."
"O daha zor, belki de ilk önce buna karar vermelisin"
"Neden?"
"Belki böyle bir karardan etkilenecek olan yalnızca sen değilsin?"
Kaşları çatıldı bir anda Özden'in, anlayamayan bir ifadeyle baktı karşısındaki kadına. Kimden bahsettiğini seziyor, ama anlam veremiyordu.
"Neden? Bana hiçbirşey söylemedi..."
"Özden, belki de benim sana bunları söylemeye hakkım yok, yani sana nasıl bir etkisi olur bilmiyorum."
"Rica ederim, lütfen..."
"Kendine bir bak, o zaman, sen onun yerinde olsan..."
"Ama yakın zamana dek onun."
Ne diyeceğini biliyordu Ülker Hanım. "Sen buraya gelmeden önce, bu konuda bir karar almamıştı henüz, çünkü onun her izin dönüşünde parmaklarına bakan kızlar tanıyorum..."
"Nereden biliyorsunuz?"
"Burada hiçbirşey gizli kalmıyor yazık ki"
Kapalı bir ortamdı lojman, askerlerin çevresi böyle küçük şehirlerde daha dar olurdu... Hemşireler, öğretmenler, tüm memurlar başka illerde olmayacak kadar içiçe olurlardı. Her haber kısa zamanda yayılırdı. Kötü yanları da vardı elbet...
"Sen hastanedeyken onu gördüm, biz de endişelendik, biz de üzüldük, biliyorsun... Ama o çok başkaydı"
Hayal-meyal hatırlıyordu şimdi, başucunda beklediği zamanları... Her uyandığında onu görmesini, onun iyi olduğuna inanana dek uyumamıştı... Saçlarına dokunmasını... Papatyaları... Ona güzel olduğunu söylemesini... Parça parça... Hepsini bu kadar doğal kabullenmesine şaşırıyordu uzaktan bakınca...
"Şimdi ne düşünüyorsun Özden?"
"Çok şaşkınım, ben, ne diyeceğimi bilmiyorum."
"Ne yapacağını biliyor musun?"
"Hayır bilmiyorum"
"Belki de bu yüzden sana hiçbirşey belli etmemeyi seçmiştir, seni zorlamamak için, yanında kalabilmek için. Cesaretin olmadığını söylemiştin. O da fark etmiştir bunu, seni zorlamanın kaybetmek anlamına geleceğini düşünmüşse..."
"Anlıyorum..."
"Bilmem belki de tüm bunlar benim sizi çok yakıştırdığım bir tablo içinde görme çabamın bir ürünü de olabilir..."
"Evet"
"O zaman üzülür müydün?"
"Nasıl yani?"
"Mesela herşeyi ben yanlış anlamışsam, o sana karşı hiçbirşey hissetmiyorsa? Yani yakın bir arkadaş, bir dosttan öte bir anlam ifade etmiyorsa?"
İlk kez düşünüyordu Özden. Refik'in varlığı öyle doğaldı ki, sanki uzun yıllardır arkadaşlarmış gibi, sanki hep varmış gibi... Şimdi onun duygularının hep varolduğunu düşünmeye çalıştı, doğru tahmin etmiyorsa Ülker Hanım, üzülür müydü?
Ona ağlayan gelinleri anlattığında sarılmıştı, Van'a onu bırakırken yolda onun için endişelenen yüzü, hastanede ona bakarken şefkati... Duruşmadan önceki gece konuşmaları... Bunları yapan adamı nereye koyuyordu Özden? Kendinde onu bir yerde düşünebilecek güç var mıydı? Bunu düşünmekten onu alıkoyan sadece korku muydu? Birşeyler hissetmemek için mi zorluyordu yoksa kendini? Başka birine ait bir kalbi olduğunu mu düşünüyordu hala?
"Üzülürdüm belki"
Bir pırıltı yakalayan Ülker Hanım devam etti. "Sorular sormaya başladıysan cevaplar da gelir."
Sohbetleri ikinci bir telefon sesiyle bölündü. Korkuyla baktı Ülker Hanım, kalktı ve telefonu açtı.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

1 yorum:
"Sorular sormaya başladıysan cevaplar da gelir."
Eminim en yakın zamanda cevaplarda gelecektir. Özden de neler hissettiğine, Refik'te gördüğü farklı sevgiye anlam vermeye başlayacaktır. Çok akıcı gidiyor. Muhteşemdi. Tebrikler...
Yorum Gönder