2 Ekim 2009 Cuma

Karmaşa (19.Bölüm)


Ülker Hanımın sesi canlı gelince Özden tutmuş olduğu nefesini bıraktı... Telefondan dönerken gençleşmişti adeta, acele acele anlatmaya koyuldu."Erken dönüyorlarmış, Fehmi'ye yorgun değilseniz Refik'i de alın, Özden burada dedim, bir sakıncası yok ya..."

"Neden olsun, saat biraz geç oldu ama..."
"Yarın hafta sonu,bir işin var mı?"
"Yok"
"Tamam o zaman, hem şu yemeklere bak, ne olacaktı bu kadar hazırlığa"

Gülümsedi Özden, saat umurlarında değildi... Sevda'ya haber verdiler, yüzünde güller açıldı hemen. Ev eski neşesine kavuşmuştu tekrar. Çok çabuk değişmişti hava...

Fehmi Albay, "Refik, Özden hala bizdeymiş, gidelim" dedi eve açtığı telefonu kapatırken. Emir gibi gelen bu sözlerde bir anlam yoktu aslında, ama Özden'in onu beklediğini düşünmek istedi Refik; tüm yorgunluğu uçup gitmişti adeta, alelacele üstünü değiştirdi.

Araçta yol alırlarken Fehmi Albay, "O kadar hazırlandıktan sonra yenmeseydi o dolmalar, haftalarca konuşurdu artık Ülker" dedi gülerek. Eve dönmenin nasıl bir duygu olduğunu izliyordu genç adam, komutanına bakarak...

Saat neredeyse onbir olmuştu ama onlarda hiç bir yorgunluk belirtisi yoktu. Baskın haberi yüzünden gergin olan sinirlerden eser kalmamıştı adeta, yanlış bir duyum alındığı anlaşılınca gerekli tedbirler alınmış, her şey eski haline dönmüştü... Refik, Fehmi Albay'ın telefonu kapattıktan sonra söyledikleriyle şaşırmıştı önce, sonra itiraz etmeden ona eşlik etmişti.

Kapı çalınınca Sevda koştu yine, babası ve arkasından Refik girdi içeriye, o sırada ısıtılan yemekler içeri taşınıyordu. Refik ise Özden'e bakıyordu, onun mutfakla sofra arasında gidip gelmesini izlerken aklından neler geçtiğini anlamak mümkün değildi, dalgın bir tavırla ellerini yıkamak için izin istedi.Yemediklerini anlamıştı Fehmi Albay, "Ooo, size yemenizi söylemiştim ama..." dedi sofraya bakarak, bir yandan da eşine göz kırpıyordu.

"Geleceğinizi tahmin ettik diyelim"
"Bize de söyleseydiniz keşke, bu yemeklerin hayaliyle üzülüp durmazdık"
Aslında yemek düşünecek halleri yoktu gelemeyeceklerini haber verdikten sonra, yine de şimdi her şey normalmiş gibi davranmak daha kolay geliyordu.

Neşe içinde geçilmişti sofraya, sanki hiç geç kalmamış, tam zamanında gelmiş gibiydiler. Sıradan bir akşam gibi geçmesi için özen gösteriyorlardı adeta...

Çorbalarını içtikten sonra Fehmi Albay eşine bakarak, "Ülker, çorba harika" dedi. Sevda daha annesinin konuşmasını beklemeden "Çorbayı Özden Abla yaptı, ben de yardım ettim" dedi neşeyle.

Fehmi Albay, "Harika olmuş, eline sağlık" dedi. Özden utanmıştı, "Çok ahım-şahım birşey değil, paslanmışım sanırım" diye cevap verdi bu övgüye. Refik ise, "Paslanmış halin buysa" diye takıldı ona, sonra Ülker Hanım'a dönüp, "Ben bir tabak çorba daha alabilir miyim? Bir daha ne zaman içerim belli olmaz" dedi gülümseyerek.

Neşeli görünse de bütün yemek boyunca düşünüyordu Özden, konuşmalara katılsa da ara sıra, karşısında duran adama bakıp birşeyler anlamaya çalışıyordu.

Evine dönerken yolda sessizliği bölmek istedi, ama aklına bir konu gelemedi bir türlü... Sonra konuşmuş olmak için, "Çorbayı beğendin mi gerçekten?" dedi.
"Harikaydı benim için"
" Neden senin için?"

"Çünkü sen yapmıştın..."
"Yani.. Ne zamandır ya hazır çorba ya tabldotta çıkan çorbaları içiyorum... Lokantaya gidince de mecburi mercimekle karşılaşıyorum genelde" dedi gülerek...
"Hımmm... " Söyleyecek şeyleri tükenmişti sanki bir anda...
"Özden?"
"Efendim?"
"Neyin var?"
"Birşeyim yok."
"Emin misin?"
"Evet"
"Kısa cevaplar vererek kurtulacağını mı düşünüyorsun?"
"Evet"
Gülmeye başladılar bu cevabın üzerine... Refik kızın suskunluğuna anlam veremiyordu.
"Miden mi kötü yoksa?"
"İnan bana midem gayet iyi."
"Peki... Konuşmak ister misin?"
Konuşmak ister miydi?
"Bilmiyorum"
"Tamam, karar verince haber ver o zaman..."

Ankara'da ya da başka bir yerde olsalar bir yerlerde oturmayı teklif edebilirdi Özden, ama bu saatte bu şehirde böyle bir imkanları yoktu. Yalnız kalmak istemiyordu. Hiçbir şey konuşmayabilirlerdi ama gitmesini istemiyordu.

Sessizce aldıkları yol kısa sürdü, ama Özden arabadan indiğinde aklında bir şeyler var gibiydi. Konuşmak istiyordu sanki. Hareketlerine anlam veremese de Refik, o davet etmeden hiç bir adım atamazdı bu saatte.

Sonunda cesaretini topladı genç kız, "Refik, çok yorgun musun?"
"Hayır. Değilim."
"Yarın izinli misin?" dedi bunun üzerine.

Yarın bir şeyler yapmak isteyeceğini düşünerek "Evet" diye yanıtladı kızı Refik, arabanın önünde duruyorlardı şimdi. "O zaman bana gelir misin?"
Kafası karışmış gibiydi adamın "Ne zaman?"
"Şimdi"
Refik Haluk'la olan konuşmadan haberi olduğunu düşündü bir anda, yalnız konuşmak için bu saatte onu davet ettiğine göre... Ne tepki vereceğini bilemediğinden çekiniyordu... Etrafına bakındı, "Arabayı park edip gelirim" dedi. Daha önce geldiğinde de böyle yapmıştı. Arabasının tam da orada görünmesinin hoş olmayacağını düşünüyordu.

Özden içeri girip derin bir nefes aldı. Alelacele etrafa bakıp dağınık olmadığını görünce sevindi. Tam o sırada kapı çaldı ve Refik'i karşıladı.

O içeri geçip otururken "İçecek ya da yiyecek bir şey alır mısın?" dedi.
"Çorba?"
Gülerek "Çorba yok, ne zamandır evde yemek yapmıyorum bile doğru düzgün."
"Şaka yapıyorum, öyle tokum ki"
"O zaman içecek bir şeyler? Çay?"
"Tamam, çay olur"

Çayı koyup geri döndü ve kanepeye oturdu, dizlerini kıvırdı ve dirseğini kanepenin koluna koydu. Refik ise karşısındaki koltukta oturuyordu.

"Çiçekleri atmamışsın" dedi kütüphanenin üst rafına bakarak.
"Evet, kurutabilirim diye düşündüm, güzel kurudular..."
"Saklayacak mısın?"
"Neden olmasın?"

Refik, o söylemeden önce kendisinin söylemesinin faydası olabilir belki diye düşündü... Derin bir nefes aldı ve söze başladı...

"Özden, sana söylemek istediğim bir şey var" dedi.

1 yorum:

penche_91 dedi ki...

Anlatın da kurtulun. Sanıyorum ki ikiside birbirlerine duydukları sevgiden bahsedemiyecek. Ama tahminimce Özden'in kafasındaki karmaşık sorular cevap bulacak. Harikaydı. Kafamda yeni ve daha gerçekçi bir aşk hikayesi şekilleniyor. diğer bölümlerin de muhteşem olacağı kanısındayım. Tebrikler.