7 Ekim 2009 Çarşamba

İhtimaller (22.Bölüm)


Orhan Ölmez Dağlar Dinle İzle Seyret Şarkı Sözleri
by kullanici62


"Bugün çok daha iyi, artık ağızdan beslenme konusunda bir problemi yok. Yine de yaralarının iyileşme süreci hayli yavaş... Kan değerlerinde de anormallikler saptadık..."

"Sence onunla konuşulabilir mi?"
"İfadesi alınabilir... Evet..."
"Kast ettiğim bu değil, biliyorsun."
"Bu konuda bir fikrim yok Refik, burada onunla iletişim kurmaya hevesli pek çok insan var ama niyetlerinin sadece konuşmak olduğunu sanmıyorum..."

Bir kaç gündür tecrit edilmiş bir hastane odasında kalıyordu. Refik bu sabah onu görmek için gelmiş, önce doktorla konuşmak istemişti, geldiği ilk gün de onunla ilgilenen yine bu doktordu, bir başka hastaneye sevk edilmesinin gerekmediğini ona bildiren de... Refik adamın rahat tavırlarından dolayı memnun olmuştu, hem asker hem de doktor olmak devekuşu olmak gibi, bunu aşmış bir adamla konuşmak daha kolay oluyor...

Bir askeri hastanede yatmakta olan bir terör örgütü üyesi... Bu fotoğrafa biraz daha uzaktan bakılırsa altında, yanında, üstündeki odalarda yatan askerlerin bir çoğunun nefretinin duvarlardan sızabildiğini görebilirsiniz. Haber kısa zamanda yayılınca; hemşirelerden, sivil memurlara dek herkese bu konuda bir şeyler sorulup söylendiği görülebilir...

"Nasıl bakıyorsunuz ona?"
"Nasıl yaşatılır anlamıyorum..."
"Sadece bir kaç dakika... Odasının anahtarı..."

Bu sesler arasında görev yapmaya çalışan hemşirelerden birinin eşi de orada görevli mesela, bir operasyonda birbirlerine mermi atmış olma ihtimalleri de hayli yüksek...

O hemşire şimdi serum şişesini kontrol ediyor, yarasına pansuman yapıyor, ilaçlarını veriyor... Sevecen bir tavırla ona gülümsemiyor elbette, ama tüm bu çelişkiler içinde "insan hayatı" üzerine ahkam kesmediğini göstermeye çalışıyor...

Aynı parmaklar merminin yarasını da sarıyor, o mermiyi atanın da yarasını... Elinde değil..."Düşünmemeye çalışıyor" bu bağlantıların bu kadar açık olduğunu görmemeye çalışıyor. Böyle olursa, "göz görmezse", gönül katlanabilir belki...

Bu manzarayı gören üstteğmen doktorun da aynı hassas yanına dokunmaya çalıştı...

"Benim sormak istediğim bu değil, sağlıklı iletişim kurulabilir mi? Konuşulabilir mi?"

"Çok sessiz, bu hali gayet normal, odasına rutin kontroller dışında girmedim, önce sorularıma cevap vermedi; en basit olanlara bile... Türkçe bilmiyor sandım ve yardım istedim ama biliyor, çok az konuşuyor sadece. Ama son dönemde bakışlarını biraz daha canlı bulduğumu söyleyebilirim..."

"Yine de yardımcı oldun, sağol"

Odanın kapısında duranlar tanıyorlar onu, bu nedenle içeriye girmesine ses çıkarmıyorlar...

Hastanenin beyaz örtüleri arasında esmer bir beden, biraz daha canlı... Hatta daha genç sanki...

"Selam"

Ona dönen bir baş, tanıyormuş ama çıkaramıyormuş gibi bakan gözler...

Onu görmeye geldiğinde üniforma giymedi özellikle, onun üzerindeki etkisini tahmin ettiğinden, son gördüğü üniformalı Volkan'dı galiba...

Gerçi giyseydi de tanır mıydı? O gün gözleri neredeyse kapanacak kadar şişmişti... Sonrasında ise Refik yine onu ziyarete gelmişti ama uyuyordu. Cevap yok...

"Beni tanıdın mı?"

Soruların bitmesini ister gibiydi adam... Kurumuş dudaklarını ıslattı önce, sonra devam etti...
"Sanki... Tanıyor gibiyim.."

Aslında yüzünü değil de sesini tanıyordu...

Yanındaki sandalyeye otururken fazla ayrıntı vermeden kendini tanıtmak istedi..."Ben Refik, seni bulan bölüğün komutanı benim..."

Yavaşça yükselen bir "Yaa..." sesi çıktı adamdan.

"Seninle ilk ben görüşmek istedim, uyanınca yani..."
"Neden?"
"Sence?"
"Bilmem?"
"Fazla konuşkan olmadığını söylemişlerdi ama..."
"İstemediğim şeyleri söylemem, ondandır..." Bana bir şey sormamanı tercih ederim diyordu adeta, karşısındaki adamın asker olduğunu öğrenince elinden geldiği kadar soğuk ve sert durmaya çalışmıştı, yine de sesinin yorgun çıkmasına engel olamıyordu...

"O zaman kısa ama güzel bir sohbetimiz olacak, yine de sana hitap edebilmem için bana bir isim söylemen gerek..."

Berbat bir soru... Kulağına okunan adını mı söylemeli, dağlarda ona bağrılanı mı, ölen amcasının adını mı; telsizlerde yankılanan kodunu mu? Hangisi gerçek ? Hangisi benim?

"Mahmut..."
"Sonunda, memnun olduk" dedi çarpık bir gülümsemeyle Refik. Tavrının ne gereğinden samimi ne de tahakküm eder bir halde olmasını istemiyordu...

"Mahmut, kaç yaşındasın?"
"21"
Bölüğündeki askerlerin bir çoğundan küçük, daha çok genç... Yine de yüzündeki çizgilerden olsa gerek, daha büyük gösteriyor yaşı... Bu yüzden şaşırıyor Refik...

Şimdi karşısında duran bu adam, tarihin bir noktasında bir başka yoldan yürüse, ona başka bir yol verilmiş olsa, başka bir ihtimal gerçekleşmiş olsa; Tanrı başka bir zarı atmış olsaydı, kader başka bir şekilde tecelli etmiş olsaydı onun askerlerinden biri olabilirdi...

Ya da bu basit bilgilerinin hepsinden mahrum kalmış bir "ölü", başka bir tabirle bir "leş" olabilirdi...
"Ölü olarak ele geçirilebilirdi"; hatta yanlış bir isimle toprağın altında yatabilirdi; buraya yeni tayin olduğunda duyduğu bir hikayenin kahramanı gibi...

Bundan yıllar evvel bir terör örgütü üyesinin naaşı teslim ediliyor ailesine, ancak yüzü tanınmayacak halde... Ailenin yıllardır oğlunu görmemiş olduğu da hesaba katılırsa kendilerine verilen cenazeyi tereddütsüz gömmeleri anlaşılabiliyor...Ancak sorun başka, cenazenin asıl sahibi olan aile öyle fakir ki, oğullarının en azından bir mezarı olduğuna şükredip seslerini çıkarmıyorlar...Bu nedenle aynı isme sahip iki gençten biri dağda, diğeri toprağın altında... Ve iki aile de ölüsüne ağlıyor, sessizce...

"Pekala... Seni nasıl bulduklarını biliyor musun?"

Adam susunca, Refik onu zorlamak istiyor, belki de dayanıklılığını ölçmek için...
"Bak, seni sorgulamıyorum, burada söylediklerin de hiç bir şekilde kayıt altında değil; bana güvenmeyebilirsin, ben de sana güvenmiyorum..."

"Beni nasıl bulduklarını tahmin edebiliyorum, çünkü beni bulmalarını istedim..."

....

O gün akşam, bu iki teröristin hikayesini Özden'e de anlatıyor Refik, çok sevdiği koltukta otururken...

" Peki ortaya çıkmamış mı... Gerçek?"

"Çıkmış, çok ilgnç bir biçimde hem de... Dağdaki sağ olan genç, ailesinin onu gömdüğünden habersiz elbette, bir gece haber gönderiyor ailesine, büyük şok, düşünsene...Bu haraketliliği fark ediyor sivil ekipler; düşünsene, eve aileden biri giriyor biri çıkıyor, korkunç bir haraketlilik, çocuk "Filanca gün gelirim" demiş. Ekipler de haber almış bir şekilde, bekliyorlar ama o gün gece çok büyük bir şanssızlık önce alt kattaki evi basıyorlar"
"Yapma ya..."
"Neyse sonra doğru eve giriliyor... Tabii alttaki gürültü patırtıdan dolayı tedbirliler, ama nereye kadar... İçerdeki odalardan birinde bir sedirin üzerinde toplanmış halde kadınlar... Altında ise bizim eleman...Komik değil mi, buradan bakınca, bir sedirin altında bir adam, sanki saklambaç oynanıyor gibi... Trajik değil mi..."

"Neyse çocuğu alıyorlar, aile şokta, aylarca yas tuttuğunuz evladınıza kavuştuğunuza mı sevineceksiniz, belki de bir kaç ssat kalamadan götürülmesine mi... Bir daha görüp göremeyecekleri de meçhul..."

"O dönem orada bir emniyet amiri var, kimsenin cesaret edemediğini yapıyor, "insan gibi davranılacak bunlara" diyor..."

İkisi de geri dönmeyen, kayıtlara geçmeyen insanları hatırlıyorlar... Bir gece evlerinden götürülen ama geri gelmeyen insanları...

"Sonra?"
"O gece nezaretanede yatarken, amir yanına iniyor bu gencin... Anneni özlemişsindir sen diyor, sonra da eve telefon açıyor, "Oğlunun sevdiği yemekleri yap, gelip alalım" diye haber veriyor eve..."

"Şaka yapıyorsun!"

"Yanındaki memurlar da, hatta yakalanan terörist de aynen senin gibi düşünüyor. Ama seslerini çıkarmıyorlar... Sonra teröriste dönüp, "Böyle olmaz, kalk seni ailene götürelim diyor...""
"İnanmamıştır..."

"İnanmamış Mehmet, kendi anlattığına göre bir minibüsün içine bindirildiğinde nerede kafasına sıkılacağını düşünmüş, telefonun sahte olduğunu da düşünmüş, ailesinin evinin önüne gelene dek inanmamış..."
"Tanıyorsun?"
"Ondan dinledim, devamını..."

Şaşkınlığını kendine saklıyor Özden, hikayenin devamını dinleyebilmek için...

"Az evvel cenaze çıkmış evde şaşkınlık hakimken kapıyı çalıyorlar; bizim bıçkın emniyet amiri, yanında da oğulları; "Bir kahve içeriz" diyor amir, ve o gece geç saatlere dek kalınıyor ailenin evinde... Bir söz veriyorlar o gece, ve tutuluyor, o aileden bir daha dağa çıkmıyor kimse Özden"
"Sonra ?"

"Mehmet, örgütün karadeniz açılımıyla görevlendirilenlerden biriymiş, kendi anlatıyor bunu, verdiği bilgiler çok işe yarıyor, bir çok operasyon yapılıyor bunların ışığında... Şimdi ise cezaevinde itirafçıların ve topluma kazandırılmaya çalışılanların yanında..."

"Çok şaşırdım..."

"Ben de şaşırmıştım canım, hele ki her konuşmamızda "Üstteğmenim, öttüreceksin bunları azıcık, başka yolu yok" diyen insanlardan sonra bu hikaye bende bir çıkış noktası oldu. Biliyordum, ama kanıtlandı bir kez daha; geldiğimden beri aklımdan çıkmadı, Mehmet'in ve o amirin hikayesi..."
"Peki ya emniyet amiri?"

"Sorma..."

Sormasa daha iyi, sormaması daha iyi... Bunu bildiğinden susuyor Özden... Dağların ardı kadar önü de karanlık geliyor artık...

1 yorum:

penche_91 dedi ki...

İlginç... Çok güzel bir yazı sunmuşsun yine bize... Çok ama çok güzeldi. Tebrikler...