27 Eylül 2009 Pazar

Yanılsama (11.Bölüm)


The call - Regina Spektor
by Po0opin3tt3



Refik'le o günden bahsetmemeyi tercih etmişlerdi. Sessiz bir anlayışla kabullenmişti Özden; acısına saygı duymuştu, tıpkı arkadaşlarının ona yaptığı gibi. Yardım istediğinde elini uzatacak kadar yakın, sustuğunda saygı gösterecek kadar uzak...

Refik de o akşam Özden'in konuşmalarını dinlediğine dair hiç bir imada bulunmamış; bu sırrı kendisine saklamanın daha doğru olduğunu düşünmüştü.

Bu güzel akşamda lojmanın kameryesindelerdi... Uzakta oturan Sevda dikkatini çekmişti Özden'in; genç kızın bu steril ortamda sıkıldığını fark etmiş; kendini yalnız hissetmemesi için bu akşam ona arkadaşlık etmek istemişti. Erkekler kendi aralarında bir sohbete dalmıştı, Ülker Hanım diğer eşlerle konuşuyordu. Konuşmalarını bölmek istemedi, aralarından sessizce uzaklaşmadan önce, Ülker Hanım'la gözleriyle anlaşmayı tercih etti bu yüzden. Elinde çayıyla soluğu Sevda'nın yanında almıştı...

Yanına otururken gülümseyerek izin istedi; Sevda'nın dalgın dalgın baktığı bardağından başını kaldırdığını gördü, "O baktığın bardakta gemilerini batırmadığına göre..." dedi, "Başka bir denizi düşünüyor olmalısın..."

Tuttuğu soluğunu bıraktı Sevda, "Kimse beni anlamıyor..." diye yüzündeki ifadeyi değiştirmeden konuştu... Ah güzelim 15 yaş, tüm dünyanın onu anlamamak için ittifak kurduğu, her türlü ilginin onu boğduğu 15 yaş... Yine de konuya olanca ciddiyetiyle eğiliyormuş gibi bir tavır takındı, "Bu sadece senin sorunun değil ki... Beni de kimse anlamıyor..." diye cevap verdi...

Sevda inanmayan bakışlarıyla süzdü onu, "Nasıl olur?" dedi, "Sen... Çok farklısın... Yani buradaki herkes senin fikirlerine değer veriyor... Babamın, annemin senden nasıl hayranlıkla bahsettiklerini anlatamam... Sonra Refik Abi..." sustu tekrar.

Özden'in hissettiği şey doğru olabilir miydi? Kızın bu sözlerinin arkasında platonik bir ilgi mi vardı yoksa? Yine de başka bir yönden ilerlemek gerekli diye düşündü... "İnsanların beni anlamadığı doğru, çünkü ben kimseye kendimi anlatmaya çalışmıyorum." dedi, kıza verdiği mesajın alınıp alınmadığını anlamak istercesine gözlerine baktı ve devam etti. "Senin az evvel bahsettiğin şeyler, anlaşılmanın değil, olsa olsa değer vermenin göstergesi; ve ben sana da ailenin son derece değer verdiğini görüyorum... Aksini sakın iddia etme, haksızlık etmiş olursun, ve beni tanıdığın üzere; haksızlığa dayanamam" diye gülümsedi.

"Bilmiyorum, sanki artık kendi kararlarımı verebildiğimi göstermek için ne yaparsam yapayım, tam aksi sonuçlarla karşılaşıyorum" diye ellerini iki yana açtı çaresizlikle... Karşısındaki genç kızı daha yakından inceledi Özden, kazağı asiliğini yansıtmak istercesine son derece parlak renklerle donatılmıştı, saçlarını darmadağın, adeta tarak girmemiş gibi göstermek için kaç saat çabaladığını düşündü... Ve kulaklarındaki çeşit çeşit küpelere baktı; iç geçirdi...

"Bunu onlara gösterme yolunda bir hata yapıyor olmayasın sakın? Belki de senin dışına bakmaktan, içini görmeye vakit ayıramamışlardır..." diye takıldı. Sevda ilk kez bu konu hakkında düşündü, giysilerini eleştirmiyordu Özden, ona başka bir bakış açısı getirmeye çalışıyordu...

Yine de konuyu kendinden uzaklaştırmaya çalışırcasına Özden'e döndü; "Bana kalsa buraya adımımı atmazdım, yani babam burada olmak zorunda kalmasa... Ama sen..." diyerek Özden ve Refik'in yemeğe geldikleri akşam düşündüğü şeyleri dile getirdi...

"Burada" dedi genç kadın, atrafına baktı yavaşça "Bir çok şeyden mahrum olduğunu düşünebilirsin, çıkıp rahatça dolaşabileceğin caddelerde, yaşıtın olan bir çok insanla arkadaşlık edebilmekten... Dilediğin saatte, istediğini yapabilmekten, ya da sadece eski görev yerindeki gibi davranabilmekten...Ama bunun suçunu kimde aradığına dikkat etmelisin... Babanla... Babanla gurur duyduğunu düşünüyorum..." dedi ve arkasına, uzaktaki masada oturan Fehmi Albay'a döndü, bakışları karşılaşınca gülümseyerek selam verdi... Ve tekrar Sevda'ya döndü.

Sevda, hakkında yanlış bir yorum yapılmasından korkarak, "Elbette" dedi, "Babamı seviyorum, onunla gurur duyuyorum, annemi de çok seviyorum, benim için en iyisini düşündüğüne şüphem yok... Ama sadece biraz, ne bileyim, korumacılar..." dedi.

"Sana olan sevgilerinden de şüphen yok, o zaman, buradaki şartları gözlemlediğin kadarıyla başka türlü davranmalarının ne kadar zor olduğunu da biliyor olmalısın" dedi. "Öfkeni anlıyorum, öfkelenmek istiyorsan gerçekten, seni suçlamıyorum; bazen ben de çok öfkeleniyorum. Ama bunun doğru bir hedefe yönelmesi gerek; bunu düşün Sevda'cım" dedi. "Neden burası Ankara değil, neden daha önce babanın görev yaptığı yerlerden biri değil? Bu farkı yaratan nedir? Babanın akşam eve dönüşünü beklerken annen neden daha endişeli? Neden seslere daha duyarlı buradaki herkes? Öfke duyacaksan, bunlara duy... Öfken seni bir yerlere getirir... Eğer doğru düşünürsen..." dedi.

Sevda, Özden'in ne demek istediğini anlamaya çalışırken aklına gelen soruyu sordu, "Peki seni buraya getiren de öfke miydi?" dedi. "Kısmen" diye cevapladı Özden; neye öfke duyduğunu hatırladı... "Ben, önce öfke duyarak başladım, ama sonra; neler yapabilirim diye düşündüm". Bunun üzerinde Sevda, yaşından beklenen çeviklikle devam etti, "Birşeyler yapman için buraya gelmen mi gerekirdi?"

İyice tartması gerekti bu kez Özden'in konuyu zihninde, "Belki gerekmezdi evet, ama ben kendi savaşımı vermeyi tercih ettim" dedi. "Bazı kadınların idealleri vardır, bazılarının istekleri... İdealleri olan kadınlar kendi savaşlarının komutanlığını yaparlar, istekleri olanlar ise başka ordulara girmek için fedakarlıklar" diye bitirdi...

Bu sözlerin zihnindeki yansımalarını görmek istercesine baktı Sevda'ya, kız ise işaret parmağını bardağın ağzında gezdiriyor, bir sonraki sorusunu hazırlıyordu.

"Peki zor mu?" dedi, "İdeallere sahip olmak?"
"Elbette, ama bir kez bir yolun doğru olduğuna inanırsan o yolda yürümek için gerekli gücü kendinde buluyorsun..."
"Anlıyorum" diye cevap verdi Sevda. Ama Özden, genç kızın bu konu üzerinde daha uzun süre düşüneceğini biliyordu.

Daha hafif (!) bir konuya girerse kızı rahatlatacağını düşündü; "Sevda'cım, ben senin ablan sayılırım değil mi? Yani en azından etrafta ablan olabilecek başka kimse göremiyorum." dedi etrafına bakarak. Sevda kıkırdamaya başladı. "Evet" dedi.
"Yani en azından, buradaki hemen herkesten daha kısa süre önce senin yaşındaydım" dedi, oysa o yıllar ona o kadar uzak geliyordu ki. "Belki, tecrübelerimden(!) faydalanmak istersin diye düşündüm?"
Sevda zihninde birşeyler tartıyordu, sonra baklayı ağzından çıkardı. "Sana birşeyler soracağım, ama benimle ilgili değil, bir... Bir arkadaşımla ilgili. Yine de aramızda kalabilirse... Çok memnun olurum..." dedi.

Özden, az sonra gelecek bombayı fark etse de aldırmazlık içinde devam etti."Söz veriyorum, kimseye söylemek yok" diye ciddiyetle cevap verdi ve sonra elini ağzına götürerek fermuar işareti yaptı.

Bu sırada Ülker Hanım kızının cıvıltılı sesine kulak kesilmişti, Özden'e memnuniyetle teşekkür etti içinden ve bakışları eşini aradı. Yıllarını bir arada geçiren çiftlerin kendi aralarındaki sessiz iletişimi kurdular ve aynı sebeple gülümsediler...

Sevda anne ve babasının kısa bakışından habersizdi, sözlerine devam etti. "Mesela bu arkadaşım... Yani kendisinden yaşça büyük birinden hoşlanıyorsa... Yani ilgi duyuyorsa diyelim, ona ne yapmasını tavsiye ederdin?"

Özden dudaklarını ıssırdı gülmemek için, son derece doğru tahmin etmiş olmasına üzülse mi sevinse mi bilemedi... Refik'in olduğu yöne bakmamak için kendisini zor tuttu ama başardı. "Yani bu arkadaşının kaç yaşında olduğuna bağlı" dedi, bir değerlendirmeye hazırlanırcasına.
"Varsayalım ki benim yaşlarımda" dedi Sevda, umursamaz görünmeye çalışarak.
"Peki" dedi Özden, "Hoşlandığı, yani ilgi duyduğu kişiyle aralarında çok mu yaş farkı var? Mesela, on yaştan fazla mı?"dedi.

"Yani..." dedi Sevda, başını sallayarak onayladı...
"Peki, o kişi de arkadaşına ilgi duyuyor mu?"
"Bilmiyorum, yani konuşuyor ama, daha çok kardeşçesine, hem sonra babamla, yani arkadaşımın babasıyla aynı işyerindeler..." sonra hatasını fark etti mi diye Özden'e soran gözlerle baktı. Bu arada annesi çaylarını tazelemek için yaklaştı, ikisi de sustular. Ülker Hanım,
"Ne kadar güzel bir akşam değil mi?" dedi sesine yansıyan neşeyle;
"Evet" dedi Özden, derin derin nefesini çekti içine, "Harika... Değil mi Sevda? Bu gece bulutlar olmayacak gibi, yıldızlar bir müddet sonra harika görünecek"
"Haklısın sanırım" dedi Sevda kararsızlıkla...


Annesi uzaklaşınca Sevda sorusuna cevap bekledi.
"Demek ki fazla tanımıyorlar birbirlerini, yani anlattığına göre..."
"Sayılır"
"O zaman, bu uzaktan ilgi belki de arkadaşının kendisini çok, yalnız hissetmesinden kaynaklanıyordur?"
Sevda dudaklarını büzüştürdü ve gözlerini kırptı, sonra başıyla onayladı...
"Yani, bilemiyorum ki? O son derece... Farklı... Etkileyici..."
Özden hassas davranması gerektiğini biliyordu.
"Haklı olabilirsin, ama insanların başkalarının 'içini doldurmaları' da mümkün" dedi.
"İçini doldurmak?"
"Yani çok fazla tanımadığın biri var, fiziksel özellikleri son derece... Ne demiştin? Etkileyici... Ve sen, onun kişisel özelliklerini de çok iyi bilmediğin zaman, o kişiyle fazla zaman geçirmediğin için... O kişinin bedeninde ama karakteri bambaşka birini yaratıyorsun zihninde; yani kendi "Bay Mükemmel"ini. O kişinin içini aşık olacağın adamla dolduruyorsun" dedi.
"Hımm"
"Şimdi tabii arkadaşını tanımadığıma göre, seni örnek vermemden rahatsız olmazsın değil mi?" diye son derece masumane bir şekilde sordu Özden.
"Sorun değil" diye aldırmıyormuş gibi cevap verdi Sevda.
"Mesela, en sevdiğin müzik grubunu düşün?"
"Hımm. Evet..." dedi.
"Şimdi, sen böyle bir durumdasın diyelim; yani örnek olarak tamam mı? Bu ilgi duyduğun kişi, hani Bay Mükemmel, senin sevdiğin müzikleri severdi değil mi?"
"Yani"
"Mesela beraber en sevdiğin parçaları dinlerdiniz hayalinde, hatta birini sana söylerdi filan..."
Sevda dalıp gitmişti, "Hımm... Evet" dedi.
"Ya gerçek böyle değilse? Yani o yakından tanımadığın kişiyle ortak hiçbir noktanız yoksa? O zaman neyi paylaşacaksınız? Ya tanıdıkça o kişinin senin 'yarattığın' adama uymadığını görürsen?"
"O zaman?" diye sordu Sevda.
Çayından bir yudum daha aldı ve cevap verdi Özden, "Platonik aşk" dedi. "Gerçekte varolmayan birine duyduğun aşktır aslında... En güzeli bildiklerinden yola çıkmak... Birini tanımak, onu keşfetmek, bir kalıba bağlı kalmaksızın...Hayal de kurmak gerek elbette. Ama neyin doğru neyin hayal olduğunu ayırt edemezsen..." Derin bir nefes aldı ve devam etti.
"Canın yanar, hayal kırıklığına uğrarsın..."
Sevda başını salladı, anladığını onaylarcasına.
Özden de devam etti sözlerine, "Arkadaşına tavsiyem bu olurdu canım... Sen de böyle iletebilirsin" dedi.
Karşılıklı küçük kahkahaları doldurdu kameryeyi.

Refik de o sırada ayağa kalkmış bu neşeli ikilinin yanına gelmişti. "Hayırdır?" dedi göz kırparak otururken. Özden içinden, "Seni nasıl bir şeyden kurtardığımı bilmeden gülersin tabii" diye gülümsedi Refik'e... "Kızsal meseleler Refik" diye devam etti, başka soru sormasın diye...

O sırada Sevda dönerek, "Refik Abi, sana bir şey sorabilir miyim?" dedi.
Şaşkın görünen Refik "Elbette" diye cevapladı.
"Anathema dinler misin?"
Anlamayan bakışlarla bakan Refik, yardım istercesine Özden'e döndü... Özden, "Belki hatırlarsın Refik, Doom Metal diye bir müzik yapıyorlar" dedi.
Başını salladı Refik, "Duydum sanırım" diye yanıtladı, "Hayır kesinlikle dinlemem öyle şeyler" dedi kendinden emin bir ifadeyle...

Bunun üzerinde Sevda başını kaşıdı ve gülerek gökyüzüne döndü, "Kesinlikle doğru tahmin etmişsin Özden Abla" dedi. "Bu gece yıldızlar harika..."

3 yorum:

rehnüma dedi ki...

sadece bu parça bile hayatla ilgili bir çok derslerle dolu darmadağın bir gün ve okuduğumda bana hayat felsefesi aşılayan bir yazı

penche_91 dedi ki...

Özden'in herkesle anlaşabilen dilini bir kez daha gördük. Her yaş grubuyla güzel ilişkiler kurabiliyor. Ve evet, oldukça ders verir nitelikte bir yazı olmuş. Tebrikler...

penche_91 dedi ki...

Özden'in her grup insanla anlaşabildiğini bir kez daha onaylamış olduk. Herkesin derdine deva olabiliyor. Ve evet, oldukça ders verir nitelikte bir yazıydı.Tebrik ederim...