İlgili aramalar: müzik - badem-bir an İçin - badem - bir - an - için - kaliteciyizbiz
"Her kabustan sonra seni görmek alışkanlık olacak galiba"
Cevabı beklemeden, "Su" dedi... Dudakları uyuşmuştu adeta susuzluktan...
Refik kalkıp bir bardakla geldi, "Azıcık içmen lazım, dudakların ıslansın yeter" dedi ve sonra başından tutarak suyu ona içirdi, hemen çektiği için gelecek itiraz mırıltısını dinlemedi bile...
"Sen hiç ayrılmıyor musun buradan, hep başucumdasın..."
"Aslında ayrılıyorum, eve gidip dönüyorum, Ülker Abla da vardı. Hatta İsmet Astsubay'ın eşi de geldi bekledi... Ben izne ayrıldım, acil bir şey olmadıkça çağırmayacaklar" dedi.
"Senden harika bir bakıcı olur, bir de mızmız hatunları sevmediğini söylerdin"
"Sen mızmız değilsin ki, hem ne kadar harika olduğumuzu anlamak için seni ayağa kaldırmam gerek; annene haber vermediğim için pişman etme beni"
Kaç gündür bir şey olmamış gibi annesiyle kısa konuşmalar yapıp atlatmıştı. Bunun için minnettardı...
"Dinlen hadi..."
"Saat kaç, hiç uykum yok... Senin var mı?"
"Benim de yok Özden, ama senin dinlenmen lazım"
"Benimle konuşur musun? Bana birşeyler anlat..."
"Neyi anlatmamı istersin?"
"Mmmm. Çapkınlıklarını anlat derdim ama bunun için hastanede bir 10 gün kalmam gerek"
"Beni ne sandın sen" dedi, gülüyordu "O kadar da değil, ben çapkın biri filan değildim"
"Mmmm. Pek inanmıyorum ama... Neyse, şu an tartışacak konumda değilim... Elim kolum bağlı desem yeridir. O zaman... Hayallerin mesela... Okul yıllarında ne hayaller kurardın?"
Düşünür gibi yukarıya baktı Refik, sonra sakin bir sesle anlatmaya koyuldu...
"Ben askeri lisedeyken, kaldığım odadan ışıklar görünürdü, lojmanların ışıkları... Hepsi birer ev.. Yuva olan ışıklardı... Benim geldiğim ev gibi... Orada, aileleri akşamları çocuklara "Günün nasıl geçti?" diye soruyordu, akşamları bir sofrada toplanıp yemek yeniyordu... Belki basit ama çok hasretini çektiğim şeylerdi bunlar... Ben en çok buna sahip olmak istedim... Bunu, birilerine vermek istedim... Bir aile... Çok basit değil mi?"
"Hiç de basit değil... Çok asil, çok güzel hayaller bunlar... Sadece şimdi kızgınsın"
"Okuldan mezun olunca, yüzeysel ilişkilerin insanları nasıl karaktersizleştirdiğini fark ettim. Ben, bana doğru gelen biriyle bir başlangıç yapmak istedim, etrafıma baktığımda... Bir anne olabilecek birini görmek istedim... Sanırım... Sonra buraya gelince, aileleri görünce daha da arttı bu özlem... Ama bu nedenle hata yaptım sanırım..."
"Çok doğru düşünmüşsün, hata düşüncelerinde değil, yanlış insan seçmişsin..."
"Bilmiyorum, şimdi geriye dönüp baktığımda. Yani herşeye uzaktan bakabilecek kadar sakinleştiğimde. Yanlış bir yol izlediğimi fark ediyorum. İstediklerime kavuşabilmek için bir insanı seçmeye çalışmışım... Oysa benim hissettiklerim, çok farklıymış..."
O geceden sonra Özden'le ilk kez konuşmuşlardı ama Refik'in bunların üzerine çok düşündüğü belliydi...
"Nasıl fark ettin bunu?"
"Seni tanıyınca" diyemedi Refik... "Sen iyileştin cidden galiba, baksana bu kadar soru sorduğuna göre" dedi bunun yerine...
Özden de "Cidden artık çıkmalıyım, çok yük oluyorum. Şu haline bak... Ya diğerleri... Sonra yapmam gereken bir sürü iş var..."
"Merak etme, çıkacaksın, ama kısa süre içinde başka bir... Sorun çıkmayacağından emin olmak istiyorlar... Şöyle düşün, eğer buradan erken çıkıp geri dönmek zorunda kalırsan, çok daha uzun süre bu odada ikamet etmek zorunda kalabilirsin..."
"Haklısın sanırım..."
"Seni bile ikna edebildiğime göre"
"Peki ne dediniz... Herkese?"
"Senin burun estetiği yaptırdığını söyledik"
"İnanmıyorum! Burnumun çirkin olduğunu söylemek için hasta düşmemi bekledin demek! Hain!"
"Burnun çok güzel, yüzünün kalanı gibi" dedi aniden Refik, sonra pişman oldu ama nafile... Özden'in de bu sözleri anladığını görebiliyordu.
"Teşekkür ederim" dedi kızararak... "Ben pek alışkın değilim sanırım... Hasta olmaya... Huysuzlaşıyorum... Galiba..."
O akşam Fehmi Albay ve eşi çaylarını yudumluyordu, az sonra Sevda ve Ülker'i hastaneye bırakacaktı Fehmi Albay...
"Fehmi?"
"Efendim canım?"
"Farkında mısın? Son zamanlarda... Refik çok değişti..."
"Benden izin isteyip gittiğinde... Kız arkadaşının başkasıyla evleneceğini öğrenmiş..."
Kaşları havaya kalktı Ülker Hanım'ın. "Bu da olabilir tabii. Çok sessizdi döndüğünde... Ama benim kastettiğim bu değildi... Özden hastalandıktan sonra..."
"Nasıl yani?"
"Sen fark etmedin mi? Belki ben yanılıyorum."
"İkinci bir görüş alıyorum diyelim."
Gülümsedi Ülker Hanım... Eşinin ihtiyatlı tavrını, güven veren gülüşünü ne kadar çok sevdiğini fark etti, ellerini tutup...
"Sence?" dedi.
"Ülker; ikisini de çok seviyorum. Biliyorsun. Ama bu kızı çözmek mümkün mü? Cıva gibi. Üstü buz tutmuş ama altında gürül gürül bir nehir akıyor. Refik... Çözebilir mi? Başlangıçta ona göz-kulak olmasını istedim, şimdi pişmanım, belki de bu ilgisine ben sebep oldum... Özden de bu ilginin farkına varacaktır belki. Ama o zaman ne olur bilmiyorum..."
"Bekleyip görelim bakalım."
İki gün sonra hastaneden çıkmasına izin verilmişti - sonunda. Haber alanlar ziyarete geliyordu tek tek, Çaycı Beşir bile başı önde, öğlen arasında gelmiş, geçmiş olsun demişti... Sevda anne babasının sıkı tembihleri yüzünden olsa gerek ağlamamaya çalışmış, ağırbaşlı bir kız gibi davranıp, onu incitmeden sarılmaya özen göstererek "Bizi çok korkuttun" demişti titreyen sesiyle...
Yine de artık dayanamayacaktı, sabah doktor kapısından girer girmez, "Size öğlene kadar mühlet" dedi gayet keskin sesiyle, "Ya siz çıkarın, ya ben çıkayım; biraz daha kalırsam buradan psikiyatriye sevkim gerekecek"
Doktor Sami gülümsememeye çalışarak, "Demek öğlen çıkmak istiyorsunuz, ben de taburcu işlemlerinizi başlatmak için gelmiştim ama..." dedi ve dönerek kapıya yürüdü...
Özden aceleyle, "Sami Bey, Allah aşkına durun" dedi, bir yandan gülüyor bir yandan da huysuz çocuklar gibi davrandığı için kendini kınıyordu. "Beni affedin, ama en son kızamık olduğumda bu kadar uzun süre yattım... 3 gün diyorlar ama bana 3 asır gibi geldi...Dayanamıyorum"
"Tamam tamam... Ama öncelikle sizi almaları için haber verelim, sonra hazırlanın, siz hazır olunca kat hemşiresi bana haber verir."
"Kimseye haber vermeye gerek yok, zaten kaç gündür perişan oldular, arabam buradaysa..."
"Yapmayın Allah aşkına, ben bunu yaparsam Fehmi Albay sonra Refik Üstteğmen beni topa tutar... Bakmayın öyle, ciddiyim, ameliyattan çıktığımda bana nasıl baktığını görseydiniz, sanki midemi alacak gibiydi... Şaka bir yana bu şekilde gitmenize izin veremem... Israr etmeyin lütfen..."
Özden pes etti... Sabah üzerini değiştirmek için giden Ülker Hanım'ı beklemeye başladı...
Doktor artık hastaneden ayrılmak için sabırsızlanan hastasına bir liste vermişti, yemesi ve yememesi gerekenler, dikkat etmesi için bazı uyarılar, ilk bir haftanın yemek listesi... Özden göz atma gereği bile duymadan çantasına koydu...
Doktor bunun üzerine, "Daha düzenli bir yaşam şart, sadece miden değil, tüm vücudun için geçerli bu, daha düzenli yemek yemelisin, aç karna kahve, çay, hatta hiç içmesen... Uyarmadı deme, çok kalmaz yine dönersin..."
Özden, "Doktor Bey, hep mesleğinizin bu yönüne hayran kalmışımdır, siz bir cumhurbaşkanını bile küçük bir çocuk gibi azarlayabilirsiniz, hem de hiç tereddüt etmeden.."
Hepsi birden gülüyorlardı şimdi. Çıkarken Fehmi Albay ve Ülker Hanım da teşekkür ettiler Doktoraa ve Refik de en son, "Her şey için teşekkür ederim, ilk gün kaba davrandıysam özür dilerim..." dedi içtenlikle, Sami "Önemi yok, olur böyle şeyler, bir ara uğra yine, laflarız..." diye elini sıktı.
Dışarda iki araç vardı. Biri Refik'in arabası, diğeri de Fehmi Albay'ın makam aracıydı. Ülker Hanım bir kaç gün bizde kal diye ısrar etti ama Özden, "Evimi özledim, inanın rahat edemem, söz veriyorum dikkat edeceğim" dedi ve Refik'in aracına yöneldi... Çantayı arka koltuğa atan Refik ona kapısını açtı... Özden tam eğilmişti ki, koltuğun üzerinde kocaman sarı-beyaz bir demet fark etti. Bir papatya demeti... Hemen kucağına aldı, "Bana mı bunlar" dedi küçük bir çığlıkla, burnunu dayadı hemen çiçeklere ve içine çekti... "Harika kokuyorlar, en sevdiğim çiçektir papatyalar, nereden bildin?" dedi gözleri ışıl ışıl... "Sana bakınca başka bir çiçeği düşünmek mümkün değil" dedi Refik ve onu kucağında çiçeğiyle koltuğuna yerleştiğine mein olduktan sonra kendi tarafına yöneldi...
Yola koyulduklarında Özden çiçeğin üzerindeki geçmiş olsun kartını gördü... Sonra Refik'e dönüp "Çok ama çok teşekkürler" dedi tekrar... Refik bu andan yararlanıp, "Doktorun dediklerini duydun... Bundan sonra biraz daha dikkat etsen... En azından çalışma saatlerin... Uyku düzenin..."
Özden son derece ciddi bir ifadeye büründü, "Ne yani, mesleğimi mi bırakayım?" dedi. Günlerdir içinde duran öfke, korku bir anda patlamış olsa gerek, "Sana mesleğini bırak diyen mi var? Kendini bırakma yeter!" dedi genç adam son derece sert bir sesle. Sonra aniden pişman oldu, arabayı kenara çekti, kızın şaşkınlık dolu yüzüne bakıp; "Beni affet, çok korktum, ama sen o iki gün kendini görmedin, Yusuf'un yüzünü görmedin." dedi. "Beni de görmedin." diye ekledi içinden.
"Asıl ben özür dilerim, sen çok iyi birisin, ben sadece, bu kadar ilgiye alışkın değilim..." diye özür diledi ve sonra "Hadi beni eve götür, çiçeklerimi suya koymak istiyorum" dedi neşeyle...
İşe döndüğünde gündemin fabrika açılışıyla dolu olmasında şükretti Özden, gelenler kısa bir geçmiş olsundan sonra hemen iki gün sonraki açılışı konuşmaya başlıyordu. Ama işlerinin yoğunluğu yüzünden Özden ne şirketin adına ne de başka bir detaya dikkat edemedi...
Etseydi belki o sabah açılışa gitmezdi, ya da Valinin akşam yemeği için bir bahane bulabilirdi...
Sabah alana geldiklerinde "Aktan Holding" logolu bayrakları fark etti. Kötü bir şaka gibi... Elleri bembeyaz kesildi. Refik uzakta, alanın diğer tarafındaydı, bir taraftan da güvenlik konusunda polislerle konuşuyordu... Ama gözlerini Özden'den ayırmadı. Yüzündeki değişimi fark etti. Ama yanına gidemezdi, cebinden de arayamazdı, bir şey olursa diye uzaktan izlemeyi tercih etti...
İstiklal Marşından sonra bir milletvekilinin ve valinin konuşmasını duyamadı Özden, kulakları uğulduyordu, arada alkış sesleri vardı...
Sıradaki konuşmacının Haluk olmaması için dua ediyordu. O kadar saçmaydı ki.... Bu bir rüya da olabilir mesela...Elleri protokoldeki koltuğun kolçaklarına yapışmıştı adeta. Ülker Hanım selamlama bahanesiyle kızın kulağına eğilip, "İstersen seni bir yere götürelim, iyi görünmüyorsun" dedi. Özden, "Gayet iyiyim" diye yanıtladı hemen. İçinde,n herşeyi belli eden yüzüne lanet ediyordu. Bu kadar aciz olamazdı. Kendini toplayıp ağırbaşlı bir gülümseme takındı ve etrafını seyre koyuldu.
Sıra Aktan Holding'in veliahtına geldi. Kürsüdeki ondan başkası değildi. Özden, buraya yapılan bu ani hamlenin tesadüf olduğunu düşünüyordu. "Sonuçta o bir iş adamı, belli ki teşvikleri değerlendirme kararı almıştır." diyordu kendi kendine... Kendini bunlarla rahatlatmaya çalışırken hoparlörden gelen konuşmayı dinlemeye başladı.
"Yıllardır bu bölge çok bahtsız bir kadere mahkum edildi. İnsanlar, buraya bakmadıklarında akan kanın duracağını sandılar. Sanayici ve iş adamları bölgedeki kapasiteyi ve işgücünü görmediler. Üzülerek itiraf ediyorum ki biz bile çeşitli nedenlerle burada yatırım yapmaktan çekindik. Ancak burada canla başla çalışan, bölgenin refahı ve huzuru için kendi refahından, huzurundan vazgeçen, genç yaşında burada birşeyler yapmak için didinen, adı duyulmamış bir çok fedakar insan var."
Kahretsin... Biliyordu... Özden'e bakmasa da orada olduğunu biliyor olmalı. Ne yapmaya çalışıyor ki? Bir özür mü? Teşekkür mü? Yoksa başka bir oyun mu? Bölgede bir kanunsuz işin paravanı mı?
"O insanların canlarını ortaya koymalarının yanında, bizm yatırım kararımızın ne denli önemsiz kaldığını vurgulamak isterim. Buradaki işgücünün göçüne bir dur demek için, buradaki potansiyelin değerlendirilmesi gerektiğine inandığımız için bu kararı aldık. Bizim bu adımımızın sektörün diğer öncülerine de örnek teşkil etmesinden gurur duyacağımızı belirtmek isterim. Hayırlı uğurlu olsun..."
Haluk kürsüden inerken protokolde Özden'e baktı. Kızın ifadesiz yüzünden geçenleri okumak istedi ama temel atma töreninde bulunması gerekiyordu.
Uzakta, bulmacanın tüm parçalarını bir araya getiriyordu Refik. Haluk Aktan'ın kim olduğunu anlamıştı... Gerçi şüphesi olsaydı da az evvel Özden'in yüzü ve adamın konuşmasında silinirdi...
Şimdi etraftaki meraklı kalabalık, alkış sesleri ve tebrikler, basının yoğun ilgisi, gazeteciler vardı.
Özden bu fon perdesinin önündeki adama bakıyor, ne yapacağını kestirmeye çalışıyordu...
Alana ilerlendiğinde yanında duran kaymakama eğilerek, "Benim gitmem lazım" dedi ve hızla alanı terk etti. Kendini zor attı odasına. Etrafına anlamsızca bakınıyordu. Ellerini masanın üzerine koydu ve akşam yemeğine gitmemek için uygun bir mazeret bulmaya çalıştı.
Sonra pencerenin önünde durup kendine kızdı. Bir korkak gibi davranıyordu. Hani geçmişiyle yüzleşmişti? Hani sağlam çıkmıştı? "Nedir o zaman bu halin? Akşam yemeğe gitmediğinde senin kendine olan saygına ne olacak? Git ve konuş, derdi neymiş öğren... Cesaretinle övünürsün bir de..."
Bir karara vardıktan sonra sakinleşti... Alnını soğuk cama dayadı ve fısıldadı... "Ne yapmaya çalışıyorsun Haluk Allah aşkına?"

1 yorum:
Ne olucak bu Özden'in hali?Bir yandan Refik bir yandan Haluk... Eminim bir sonraki bölümde Özden'in cesaretinin sınuçlarını görücem. Tebrikler...
Yorum Gönder